İçeriğe geç

Viyana’da Beton Söktüren Dönüşüm: Museumsquartier Goes Green

Museumsquartier Direktörü Bettina Leidl ile MQ Goes Green projesini, yeşil dönüşüm verilerini ve kullanıcı deneyimlerini yerinde konuştuk.

Yazan Editör6 dakikalık okuma
Fotoğraf: Thomas Meyer
Fotoğraf: Thomas Meyer

Avrupa’nın en büyük kültür ve sanat komplekslerinden biri olan Viyana’daki Museumsquartier (MQ), sadece sanata ev sahipliği yapmakla kalmıyor; kentsel sürdürülebilirlik ve ekolojik tasarım adına da heyecan verici bir devrime sahne oluyor. Yılda 5 milyon ziyaretçiyi ağırlayan, 114 bin metrekarelik bu devasa alan, 2030 yılına kadar iklim nötr olmayı hedefleyen “MQ goes Green” stratejisiyle kentin ortasında yepyeni bir nefes alanına dönüşüyor.

Viyana’ya yolu düşen herkesin mutlaka uğradığı ve uzun yıllar yalnızca taş bir avludan sert zeminden ibaret olan MQ avlularının bugün geçirdiği bu evrimi görmek şaşırtıcı olduğu kadar ilham verici. Eskiden taşın ve betonun tamamen hakim olduğu, suyun ve toprağın yüzeyle temasının kesildiği o alanlar; bugün kırma taş veya cüruf gibi cansız (hardscape) çözümler yerine, iklime dirençli bitkisel dokunun ve mavi-yeşil altyapının merkeze alındığı bir vizyonla yeniden tasarlanıyor.

Fotoğraf: Thomas Meyer

Rakamlarla Museumsquartier’ın Yeşil Dönüşümü 2025 yılı sürdürülebilirlik raporlarına baktığımızda, alanın fiziksel ve ekolojik altyapısındaki değişimin ciddiyetini net bir şekilde görebiliyoruz. 2023 yılında DnD peyzaj mimarlığı ofisi tarafından planlanan ve “MQ TreePods” adı verilen mobil yeşillendirme çalışmaları, 2025 yılında kalıcı bitkilendirme aşamasına geçti. Ana avludaki devasa beton plakalar özenle sökülerek klinker döşemelerle geçirgenlik artırıldı.

Fotoğraf: Thomas Meyer

Şu an alanda 151 mevcut ağaca ek olarak; 40 mobil ağaç, 2.400’den fazla çok yıllık bitki ve sazlık bulunuyor. Dahası, 240.000 arıya ev sahipliği yapan bu alan, sadece görsel bir estetik sunmakla kalmıyor, devasa bir kentsel biyoçeşitlilik noktasına dönüşüyor. Uygulanan modifiye edilmiş “sünger şehir” (sponge-city) sistemiyle, mevcut killi toprak yapısı yağmur suyunu tutmak ve ağaç köklerinin uzun vadeli gelişimini sağlamak için optimize edilmiş durumda. Mikroiklim simülasyonları ise oldukça çarpıcı: 2035 yılına gelindiğinde, sıcak bir yaz günü saat 14:00’te yetişkin ağaçların gölgesindeki hissedilen sıcaklığın (PET) 15.5°C’ye kadar düşeceği öngörülüyor.

Fotoğraf: Thomas Meyer

Enerji verimliliği kapsamında Leopold Müzesi’nin devasa cam çatısı yenilenirken, ZOOM Çocuk Müzesi’nin kış bahçesinde yapılan termal iyileştirmelerle ısı kaybı %50 oranında azaltılmış. Avusturya Eko-etiketi ile sertifikalandırılan MQ, atık suyun ayrıştırılması ve depozito sistemleriyle de döngüsel ekonomiye tam entegre çalışıyor.

Peki, 90’ların mimari anlayışıyla inşa edilmiş bu yapılar bütünü, bu radikal ekolojik kararları alırken nasıl bir süreçten geçti? Viyana’daki değişimi yerinde gözlemlemek ve işin felsefesini bizzat dinlemek için Museumsquartier’e gittik. MQ Yöneticisi Bettina Leidl ile peyzajMAG okurları için ilham verici bir söyleşi gerçekleştirdik.

Museumsquartier’deki o muazzam dönüşümü kendi gözlerimle görmek için Viyana’da Museumsquartier’dayız. Yanımda MQ Yöneticisi Bettina Leidl var. Bettina, öncelikle bize bu alanı ve “MuseumsQuartier Goes Green” projesinin tam olarak neyi hedeflediğini biraz anlatabilir misiniz?

Ziyaretiniz için teşekkürler, sizi Museumsquartier’da ağırlamak bizim için büyük bir keyif. Bildiğiniz gibi burası Avrupa’nın en büyük kültür-sanat kompleksi. Müzeleri, tiyatroları, butik sanat mekanları, restoranları ve kitapçılarıyla Viyana’nın tam kalbinde adeta küçük bir şehir gibi. Sizin bugün burada olma sebebiniz ise alanın sürdürülebilir ve iklim nötr bir merkeze dönüşüm süreci. “MQ Goes Green” mottomuzu birkaç farklı koldan ilerletiyoruz. Bunlardan ilki, şüphesiz fosil yakıtlardan yeşil enerjiye geçişimiz. Müzeler devasa oranda enerji tüketen yapılar, dolayısıyla bu adım bizim için hayati. İşin bir diğer boyutu da dev avlularımızın dönüşümü. Museumsquartier aslında bir 90’lar projesi. Takdir edersiniz ki o dönem iklim krizinin farkında olsak da konuya bugünkü kadar hassas yaklaşılmıyordu. Biz de daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşmak için işe o devasa avlularımızı yeşillendirmekle başladık.

Fotoğraf: Klaus Pichler

Yıllar önce Viyana’da yaşadığım dönemde, arkadaşlarımla bir şeyler içmek, vakit geçirmek ya da bazen sadece tembellik yapmak için en sevdiğim yerlerden biriydi burası. Ancak o zamanlar etrafta betondan ve sert zeminlerden başka bir şey yoktu. Bu yeşillenme hamlesini internette ilk gördüğümde gerçekten çok şaşırdım. Gelecekte burayı çok daha yeşil göreceğiz sanırım, yanılıyor muyum?

Kesinlikle haklısınız. Üç yıl önce peyzaj mimarı Anna Detzelhofer ile yola çıktık. Başlangıçta o meşhur “MQ TreePods” dediğimiz mobil ağaçlardan oluşan bir konsept tasarladı. Bu sayede neyin nereye uyum sağladığını ve bitkileri tam olarak nerelere yerleştirebileceğimizi sahada test etme şansı bulduk. Şunu unutmamak lazım: Burası yılda yaklaşık beş milyon ziyaretçi ağırlayan, son derece çok işlevli bir alan. Yalnızca müzelere ev sahipliği yapmıyoruz; devasa festivaller, büyük konserler ve performanslar da düzenliyoruz. Üç yıl boyunca bitkilerin mekânla en doğru ilişkiyi nerede kuracağını deneyimledik. Nihayet geçtiğimiz sonbaharda zemini kırıp kalıcı bitkilendirmeye geçtik ve oldukça büyük “bitki adaları” oluşturduk. İleride gördüğünüz o mobil saksıları da 2027’ye kadar kalıcı yerlerine aktaracağız. Ayrıca bu sonbaharda daha küçük avlularımızı da ağaçlandırmaya başlıyoruz. Yani önümüzdeki beş yıl boyunca kesintisiz devam edecek dinamik bir süreçten bahsediyoruz.

Fotoğraf: Thomas Meyer

Peki “Goes Green” projesi için yola çıkarken en büyük motivasyonunuz neydi?

Sürdürülebilir bir Museumsquartier kurgulamak istiyorsanız, bunu eşzamanlı olarak birçok farklı katmanda ele almak zorundasınız. Yeşillendirme, ziyaretçinin doğrudan gördüğü ve hissettiği o ilk katman. Bizim için bu aynı zamanda misafirlerimizde bir farkındalık yaratma ve içinden geçtiğimiz ekolojik dönüşümü onlara doğrudan aktarma aracı. Bir yandan da üniversitelerle ortak çalışmalar yürütüyoruz. Biliyoruz ki yeşillendirme sürecini tamamladığımızda, yaz aylarında avluları 7 dereceye kadar serinletebileceğiz. Daha geçen hafta Viyana’da sıcaklık 40 dereceyi buldu, gerçekten inanılmaz bir sıcak vardı. Sadece bitkiler sayesinde hissedilen sıcaklığın 7 derece düşmesinin nasıl büyük bir konfor farkı yaratacağını bir düşünün.

Fotoğraf: Thomas Meyer

Gerçekten harika. Peki projenin su yönetimi ve biyoçeşitlilik tarafında da somut faydaları oluyor mu?

Elbette, hem de nasıl! Biyoçeşitlilik tarafında Anita Fuchs ile çok güzel bir sanatsal proje yürütüyoruz. Kendisi MQ’nun önündeki avluda kır çiçekleri ve tamamen yerel, yabani türlerle çalışıyor. Buradaki amacımız o alışık olduğumuz tek tip, estetik “İngiliz çimi” görüntüsünü yaratmak değil; kentin ortasında gerçek bir biyoçeşitlilik sağlamak. Artık bu alanda kendi böceklerimiz, arılarımız ve işleyen doğal bir döngümüz var.

Fotoğraf: Thomas Meyer

Peki insanlardan, ziyaretçilerden nasıl tepkiler alıyorsunuz? Alanın bu yeni hali hakkında ne düşünüyorlar?

İnsanlar tek kelimeyle bayılıyor! Bugüne kadar sadece olumlu tepkiler aldık.

Fotoğraf: Thomas Meyer

Bunu duyduğuma çok sevindim. Son zamanlarda genel olarak Viyana’da da boş alanların yabanileştirilmesi ve doğal floranın kente yeniden entegre edilmesi gibi çok güçlü bir eğilim gözlemliyorum.

Kesinlikle. Tıpkı diğer büyük Avrupa şehirlerinde olduğu gibi şu an Viyana’da da bu yönde yürütülen devasa projeler var. Benzer bir durumu Paris veya Berlin’de de rahatlıkla görebilirsiniz. İklim kriziyle birlikte artık şehirlerin, insanların alıştığı normallerin çok ötesinde ısındığını hepimiz biliyoruz. Ve bir kenti gerçekten serinletmenin, yeniden yaşanabilir kılmanın en doğal yolu ağaç dikmekten geçiyor.

Fotoğraf: Klaus Pichler

Buna sonuna kadar katılıyorum. Böylesine vizyoner bir projeyi hayata geçirdiğiniz için şahsınızı ve emeği geçen tüm ekibi tebrik ederim. Bana vakit ayırdığınız için de ayrıca çok teşekkürler.

Asıl ben teşekkür ederim, peyzajMAG’i burada ağırlamak bizim için de çok keyifliydi.

Fotoğraf: Thomas Meyer

Sonuç olarak;

Raporların ötesine geçtiğimizde MQ’daki bu yeşil devrim, aslında Viyana’nın 2040 hedefli “Smart Klima City Wien” vizyonunun canlı bir mikro-laboratuvarı. Gelecek projeksiyonunda; mumok ve Leopold Müzesi çatılarına kent silüetini bozmadan entegre edilecek fotovoltaik paneller ile jeotermal enerjinin aktif kullanımı öne çıkıyor.

Dahası, alandaki mavi-yeşil altyapının Spittelberg ve Neubau gibi komşu bölgelerle birleşerek kesintisiz bir kentsel ekolojik koridor yaratması hedefleniyor. Taktiksel şehircilik adımlarıyla başlayıp ekolojik determinizm ilkeleriyle kalıcılaşan bu vizyon, sert zeminlere mahkum edilmiş tarihi merkezlerin nasıl dirençli ve karbon-negatif ekosistemlere dönüşebileceğinin en somut kanıtı.

Demek ki istendiğinde tarihi mekan demeden betonlar sökülüp yeşil alana dönüştürülebiliyormuş, bizdekinin aksine...

devamı

İlgili yazılar

Yeni sayıyı ilk sen duy

E-posta adresini bırak; yeni sayı ve yazılar çıktığında haber verelim. Başka hiçbir şey için kullanmayız.