İçeriğe geç

Prof. Dr. Alper Çabuk’tan Afet Gelmeden Önce: EPD-Net ve Peyzajın Sorumluluğu

Prof. Dr. Alper Çabuk, EPD-Net projesi odağında afete dirençli kentleri ve peyzaj mimarlığının hayati rolünü peyzajMAG için kaleme aldı.

Yazan Editör5 dakikalık okuma

Bir afetin ardından çekilen görüntülere dikkatle bakıldığında ilk görülen şey çoğu zaman yıkılmış yapılardır. Betonarme karkaslar, parçalanmış yollar, çökmüş altyapı sistemleri... Bu görüntüler, afet meselesini neredeyse kendiliğinden bir yapı güvenliği ve mühendislik problemi olarak tanımlamamıza yol açar. Çözüm de kolayca teknik bir çerçeveye sıkışır: Daha güçlü kolonlar, sıkı denetim, dayanıklı malzeme ve hızlı müdahale. Bunlar gereksiz değildir, fakat çok temel bir gerçek gözden kaçırılır. Afet riski, çoğu durumda yapı çöktüğü anda ortaya çıkmaz. Çok daha önce; toprağın nasıl kullanıldığına, suyun hangi yüzeylerde tutulduğuna, kentlerin hangi alanlara yayıldığına, yeşil alanların nasıl parçalandığına, vadilerin ve dere yataklarının nasıl yapılaşmaya açıldığına ilişkin kararlarla üretilmeye başlanır. Afet, yalnızca doğa olayının gerçekleştiği an değil; uzun süre boyunca biriken yanlış mekânsal tercihlerin açığa çıktığı andır. Peyzaj mimarlığının afet yönetimindeki gerçek sorumluluğu da tam burada başlar.

Ne var ki mesleğin bu yaşamsal sorumluluğu; kamuoyu, karar vericiler ve bizzat peyzaj mimarları tarafından yeterince görülmüyor. Peyzaj mimarlığı hâlâ sık sık yapıların çevresini düzenleyen, bitki seçen, görsel kaliteyi artıran ve projenin en son aşamasında devreye giren bir “estetik tasarım” alanı olarak algılanıyor. Bu algı yalnızca dışarıdan yöneltilmiş bir haksızlık değildir; sektörün kendi üretim ve iletişim biçimleri de uzun yıllar bu dar çerçevenin güçlenmesine katkıda bulunmuştur. Bitkisel tasarım, kent mobilyası ve altyapı çözümleri sektörün vazgeçilmezidir. Fakat mesleğin yalnızca bunlara indirgenmesi ciddi bir düşünsel kayıptır. Çünkü peyzaj, yerleştirilecek nesnelerden önce “işleyen süreçlerin” alanıdır. Su hareket eder; toprak suyu emer, taşır veya reddeder; bitki örtüsü iklime tepki verir. Isı kent yüzeylerinde birikir ve insanlar belirli kamusal alanlara eşitsiz biçimde erişir. Bir peyzaj kararının gerçek değeri, yalnızca ortaya çıkardığı estetik görüntüyle değil, bu doğal ve toplumsal süreçleri nasıl yönettiğiyle ölçülmelidir.

Bir meydanı estetik bakımdan nitelikli hâle getirmek her zaman mümkündür. Ancak aynı meydanın aşırı yağışta suyu nereye yönlendirdiği, yaz aylarında nasıl bir kentsel ısı adası oluşturduğu, acil durumda toplanma işlevi görüp göremediği ve dezavantajlı grupların erişimine ne ölçüde açık olduğu sorulmadığında tasarım kritik ölçüde eksik kalır. İyi tasarlanmış görünen bir park, kentin ekolojik bağlantısından kopuksa veya afet anında lojistik erişime izin vermiyorsa, görsel başarısının arkasında zayıf mekânsal kararlar yatmaktadır. Peyzaj mimarlığı tam da bu görünmeyen ilişkileri okuyabilme yeteneğidir.

EPD-Net projesi işte böyle bir düşünsel boşluktan doğdu. Projenin temel amacı, ekolojik planlama ve tasarım alanındaki eksiklikleri doldurarak, afetlere dirençli ve sürdürülebilir kentler için uyarlanabilir, akıllı bir eğitim modülü geliştirmektir. Bugün ekolojik planlama, iklim uyumu ve doğa temelli çözümler alanında oldukça geniş bir bilgi birikimi var. Ancak sorun, bu bilginin plancılar, mimarlar, peyzaj mimarları, mühendisler ve yerel yönetimlerin sınırları içinde parçalı bir biçimde durmasıdır. EPD-Net, bu parçalanmayı azaltmayı hedefler. Farklı ülkelerden üniversiteleri, meslek örgütlerini ve teknoloji şirketlerini aynı öğrenme ağı içinde buluşturarak kalıcı bir mesleki ekosistem oluşturmaya çalışır. Gerçek başarı, hazırlanan içeriklerin raporlarda tozlanması değil; üniversite derslerine, belediyelerin süreçlerine ve şirketlerin üretim kararlarına doğrudan yansımasıdır.

Bu yüzden EPD-Net müfredatı tek tip kurgulanmadı. Her disiplinin afet dirençliliği içindeki sorumluluğunu yeniden tanımlaması hedeflendi. Bir peyzaj mimarlığı öğrencisinin sadece tasarım ilkelerini değil; taşkın riskini, kentsel ısı adalarını, havza akışını ve kırılgan nüfus dağılımını okuyabilmesi zorunludur. Bir mühendis yalnızca taşıyıcı sisteme, bir mimar yalnızca yapı ölçeğine kapanamaz. Kentsel sistemler; su, enerji, ulaşım ve barınma ağlarının entegrasyonuyla ayakta kalır. Peyzaj mimarlığı bu disiplinler arası yapıda ikincil değil, “bağlayıcı” konumdadır.

Afet riskini azaltmaya yönelik kararlar çoğu zaman yalnızca yapı ölçeğinde verilir. Oysa taşkın riski tek bir parselde çözülemez. Havza boyunca suyun hareketi ve doğal drenaj sistemleri göz önüne alınmalıdır. Deprem sonrası toplanma alanı da salt boş bırakılmış bir parsel olamaz; altyapısı bulunan ve geçici barınmaya uyarlanabilen bir açık alan sisteminin parçası olmalıdır. Bu entegre bakış açısı, peyzaj sektöründe üretim yapan alt kolları da dönüştürür. Yağmur suyu borusu satan firma kentin su ilişkisini, geçirimli döşeme üreten firma yüzey akışını biçimlendirir. Oyun alanı üreticisi eşit erişim altyapısı kurarken; süs bitkileri sektörü, bitkileri yalnızca renk olarak görmeyi bırakıp onları suyu tutan, gölge üreten ve iklimi düzenleyen “canlı altyapı” bileşenleri olarak ele almalıdır. Ürünün asıl değeri, sistem içindeki uzun vadeli işlevidir.

EPD-Net, dijital beceriler ile ekolojik süreçleri de entegre eder. Coğrafi bilgi sistemleri ve yapay zekâ, karar kapasitesini artırsa da teknoloji amaç değil araçtır. Uydu görüntüleri bir mahallenin afet hafızasını tek başına okuyamaz. Dirençlilik ise yalnızca dayanma gücü değil; öğrenme, uyum sağlama ve dönüşme kapasitesidir. Bu da toplumsal adalet olmadan gerçekleşemez. Aynı afet, dezavantajlı grupları ve dar gelirli mahalleleri daha şiddetli vurur. Güvenli açık alanlara ve gölgeye erişim, salt bir tasarım tercihi olmanın ötesinde bir dağıtım adaleti meselesidir. Peyzaj mimarlığı bu yüzden hakkaniyetle de ilgilenmek zorundadır.

Sektörün sunduğu ürünlerin uluslararası pazarda yer bulması yalnızca estetiğe değil; iklim performansı, su verimliliği ve döngüsel ekonomideki konumuna bağlıdır. EPD-Net’in oluşturduğu uluslararası ağ, Türkiye’deki veya yurtdışındaki deneyimlerin farklı iklimlerde sınandığı, malzemenin çevresel etkisinin ortaklaşa tartışıldığı bir zemin yaratır. Mesleğin karar süreçlerine erken dâhil olabilmesi için karar vericilere; taşkın azaltımını, ısı düşüşünü ve ekolojik faydayı somut, ölçülebilir göstergelerle sunması gerekir. Burada en kritik eşik “kamu alımları” süreçleridir. İhalelerde düşük maliyet baskın oldukça, uzun vadeli ekolojik performans hep arka planda kalır. Geçirimli yüzey ve yağmur suyu hasadı başlangıçta pahalı görünse de, bakım ve afet hasarı maliyetleriyle birlikte düşünüldüğünde uzun vadede en akılcı çözümdür.

Peyzaj mimarlığının geleceği yalnızca daha görünür olmakla güvence altına alınamaz; mesleğin hangi toplumsal problemi çözdüğünü ortaya koyması gerekir. İklim krizi, su kıtlığı ve afet riski peyzaj mimarlığının doğal çalışma alanıdır. Meslek bu sorumluluğu üstlenmediğinde, o boşluğu çok daha dar araçlarla başka disiplinler dolduracaktır. EPD-Net, peyzaj mimarlığının kendisini nasıl tanımladığına ilişkin büyük bir sınamadır. Kentleri afetlerden sonra yeniden yeşillendirmek değerli olabilir; fakat asıl görev, afet gerçekleşmeden önce riski sönümleyecek peyzajları kurmaktır. Dere yatağını yapılaşmaya açtıktan sonra kıyısına park yapmak sürdürülebilirlik değildir.

Mesele, afet sonrasında makyaj için çağrılan değil, risk üreten kararlar alınırken masada bulunan bir meslek kültürü yaratmaktır. Afet gelmeden önce yapılacak çok şey var. Peyzaj mimarlığı; söyleyecek sözü, dönüştürücü gücü ve üstleneceği ciddi bir sorumluluğu olan yaşamsal bir disiplindir. Artık mesele sadece kendimizi ve estetiğimizi anlatmak değil; kentlerin direncini ve insanların geleceğini değiştirecek kararların asli kurucu parçası hâline gelmektir.

devamı

İlgili yazılar

Gölbaşı’nın Kırmızı İncisi "Sevgi Çiçeği": 4.000 Yıllık Hitit Mirası Gün Yüzüne Çıktı!

Botanik ve peyzaj tutkunlarını heyecanlandıracak, doğa ile tarihin köklerini birbirine bağlayan olağanüstü bir keşif Ankara'dan geldi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un duyurduğu yeni arkeolojik bulgular, Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde yetişen endemik "Sevgi Çiçeği"nin (Yanardöner Çiçeği) binlerce yıllık gizemli geçmişini aydınlattı.

1 dakikalık okuma

Yayına girince ilk sen bil

E-posta adresini bırak, ilk sayı çıktığında haber veririz. Başka hiçbir şey için kullanmayız.